Dialektik... kritisch und revolutionär
Değerli okur! "Eleştirel ve devrimci diyalektik" Karl Marx'ın ayrıntılı bir açıklamasını yazıya dökme fırsatını asla yakalayamadığı ancak tutkulu bir biçimde bağlı olduğu yöntemini adlandırmak için kullanmış olduğu bir ifade. Ayrıca burada paylaşılan denemelerin dile getirdiği arayışın nesnesini oluşturuyor. Bu arayışı kendini eski metinlerle sınırlayan bir tür ruh çağırma ayini olarak değil içinde bulunduğumuz zamanda bizleri çevreleyen kimi kuram ve pratikleri inceleyerek sürdürmeyi seçtim, çünkü diyalektiğin donuk kalıplar bütününden ziyade içinde bulunduğumuz an'ı kavramamızı sağlayan canlı bir teori olduğunu düşünüyorum. İnsanın hakikati arama çabasında hayat bulan ve bu çabanın evrimine katkıda bulunan bir diyalektik anlayışını paylaşmak dileğiyle...
Posted on 5:26 PM

"benim tözüm senin tözünü döver!"

Filed Under (,) By yalçın at 5:26 PM

Bugün sistem karşıtı hareketlerin, sisteme getirdikleri eleştirileri oluştururken ön plana çıkardıkları iki ayrı paradigmaya göre birbirinden ayrıştırılabileceğini söylemek mümkündür. Her iki hareket de öne çıkardığı paradigmayı sistemin meydana getirdiği olumsuzlukların temelindeki ilk olumsuzluk, olumsuz bir şey olarak var olabilmek için kendisinden başka hiç bir şeye ihtiyaç duymayan kötücül bir töz olarak ele almaktadır. Marksist gruplar bu kötücül tözü sömürü olarak belirlerken, marksizmin dışında yer alan anti-kapitalist, anarşist, postyapısalcı anarşist vb. gruplar ise kötücül töz olarak iktidarı benimsemektedirler. Bu iki ana öbek arasındaki fikri tartışmalar da bu doğrultuda zaman zaman “benim tözüm seninkini döver” mantığı içerisinde gerçekleşmektedir. Marksistler diğer kampta yer alanları sınıftan kaçmakla ve dolayısıyla iktisadi eşitsizlikleri ve sömürü biçimlerini görmezden gelmekle eleştirirlerken, karşı kamptakiler ise marksistleri ekonomik indirgemeci, sanayici ve cinsiyet körü olmakla suçlamaktadırlar. İki taraftan da beslenmeye çalışan, kendince özgün bir sentez geliştirmeye çalışan az sayıda entellektüeli bir kenara bırakırsak bu iki kamp arasındaki tartışma tarafların zaman zaman dünyanın içinde bulunduğu durumdan diğerini baş sorumlu olarak gösterdikleri bir hal almaktadır. Tarafların ellerindeki mücadele potansiyelini sisteme alternatif oluşturma konusunda en verimli olacak bir biçimde kullanamadıkları dönemler, yapılan tarihsel hatalar olmuştur; ancak tüm bu hatalar bir yana gerçekten de bu iki töz birbirini tamamen dışlamakta mıdır? Diğer bir deyişle, sömürü ve iktidar olarak adlandırdığımız bu iki töz birbirine indirgenebilir mi ve eğer indirgenemiyorsa bunlardan birini kullandığımızda diğerini tamamen analizin dışına atmaya mecbur muyuz?
...

2 comments

outlaw on December 12, 2010 at 4:18 PM  

doğru bir noktaya parmak basmışsın, ne yazık ki gerek marxistler, gerekse anarşistler kendi teorilerine yaklaşımlarında oldukça muhafazakarlar ve "iktidar mı, sömürü mü?" sorusu dünyanın analiz edildiği gerçek bir tartışmadan çok kimin haklı olduğunun ön planda olduğu sidik yarışına yol açıyor.

ben iktidar kavramının daha kapsayıcı olduğunu, sömürüyü içerdiğini düşünüyorum. zira sömürünün varolduğu bir toplumda iktidarın - kendini sömürü ilişkisi üstünden sistematik olarak yeniden üreteceğinden - ortadan kalkması mümkün değilken, ekonomik sömürünün ortadan kalkmasının iktidar ilişkilerinin tamamen sönümlenmesi/yıkılması için bir garanti sunmuyor. iktidarın ekonomi-dışı yollardan da yeniden üretme şansı var. tabii ancak iktidar sorununun sömürüyü içeriyor olması, sömürüyü önemsizleştiren bir durum değil.


yalçın on December 13, 2010 at 12:59 AM  

"sömürünün varolduğu bir toplumda iktidarın - kendini sömürü ilişkisi üstünden sistematik olarak yeniden üreteceğinden - ortadan kalkması mümkün değilken, ekonomik sömürünün ortadan kalkmasının iktidar ilişkilerinin tamamen sönümlenmesi/yıkılması için bir garanti sunmuyor. iktidarın ekonomi-dışı yollardan da yeniden üretme şansı var." sözüne tamamen katılıyorum. 20. yüzyılın devrim tecrübeleri bununla ilgili örneklerle dolu.

Bununla birlikte, iktidar ya da sömürüden herhangi birinin diğerini kapsadığı biçiminde bir yorumdan ziyade, sömürünün tahaküm ilişkilerinin daha nesnel ve ölçülebilir bir boyutunu temsil ederken iktidarın ise daha soyut ve öznel bir boyutunu oluşturduğu - madalyonun iki farklı yüzü oldukları - bir bakış açısı geliştirmenin daha faydalı olacağını düşünüyorum. Meseleye iktidar ilişkileri çerçevesinden baktığımızda da bu ilişkilerin işin sömürü boyutu olmadan somutlaşamadığını düşünüyorum. Ama şimdilik bu tür bir bakış açısını kapsamlı bir biçimde ifade edebilmekten uzağım.

Yorumun için de teşekkür ederim bu arada...